Memleket Özlemi

Tası Tarağı Toplayıp Karadeniz’e Gitmek İçin Ne Duruyoruz?

Yazan: Melike

İstanbul’da doğup büyüyenler ve uzun yıllar bu şehirde yaşayanlar ancak anlar beni…

İstanbul’da Maslak-4. Levent trafiğinde işe gitmeye çalışırken bu düşünce yerleşmişti beynime. Aslında bilinçaltımın bir oyunu da olabilir.

Biz İstanbul’da doğup büyüyenler hayata karşı hızlı yaşamayı öğrenmek zorunda kalmışızdır. Hep bir yerlere yetişme duygusu, çantanı koruyarak yürümek zorunda kalma, yetmiş iki buçuk insanı tanıma, mesafeli duruş göstermek zorunda kalma ve daha niceleri…

Acımasız olmuşuzdur, yanı başımızda biri düşüp ayağını kırsa aklımıza hemen acaba rol mü yapıyor, çantamı mı alıp kaçacak duygusu alttan alta beynimizi yer. İşte tam da böyle duygular bizim için sıradan olmuşken, bir gün trafikte bir adım yolu yarım saatte ilerlediğimde farkına vardım: Ben İstanbul insanı değildim.

uk_giresun024 (1)Ben kafam sıkılınca atlar arabaya -şimdi ise uçağa- Giresun’a giderim. O şehir benim sığınağımdır. Ne Antalya’da ne de İzmir’de yakalayamadığım bir duygu sarar içimi: Aitlik duygusu. Anahtarı kaptığım gibi Bulancak’taki evime ışınlanırım. Açarım balkonun kapısını, tam da karşıdan gelen püfür püfür deniz rüzgarını içime çekerim. Ya da giderim Giresun merkeze, dolmuştan yarı yolda iner yürürüm tüm sahil boyunu. Hani hep orada yaşayanların bıktığı sahildeki kafeler vardır ya, en ucuna geçerim, sandalyemi denize karşı çekerim ve saatlerce denizi izlerim. Siparişi en baştan veririm ki kimse beni rahatsız etmesin diye…

tirebolu-agaçbaşı-yaylasıYaylaya giderim; Bektaş’a… O paslı demirlerde, harabe kasaplarda et yerim. Hatta kendim pişirmek zorunda kalsam bile, o kara dumanı içime çekerim. Bu bile bana mutluluk verir. İstanbul’da en afili restoranlarda tuhaf isimli yemekleri yerken o hazımsızlık duygusu gelir aklıma.

Sonra arabayı durdururum bir yayla çeşmesinde. Buz gibi suyu içerim, dişlerimdeki tüm sinirleri ayağa kaldırırcasına. Arabayla giderken koyun sürüsünden geçerken, sürü köpeği arabanın peşine takılır. İnip koyunların arasından koşmak isterim… Akşam eve döndüğümde yanaklarıma hayretle bakarım; al al olmuştur.

‘Sahi ben bu şehirde doğmadım büyümedim, nasıl bu kadar özleyebiliyorum hayret ediyorum.’

Boztepe’ye giderim, teleferikle çıkarım ama. Semaverin hakkını verircesine çayı yudumlarım. Akşam güneşini orada batırmadan şehre inmem.

Giresun Yaylaları

Giresun Yaylaları

Giresun’da yaşayıp da, kendini o şehre ait hissetmeyip, yüksekten göstermeye çalışanlara içten içe gülerim. Özenti gibi telefonlarını masaya koyup, anahtarı elinde dolaşıp, güneş olmasa bile simsiyah kocaman güneş gözlükleriyle dolaşanlara… Yapmayın bence. Şu şehrin doğallığını bozmayın.

Bir yandan da aklımı sorular kemirmiyor değil. İstanbul’da doğduk. Canımız sıkıldığında ordan oraya gezecek yer alternatifinde hiç sıkılmadık. Canımız bir kahve çektiğinde hemen yanı başımızda alacak yerimiz vardı. Ya da istediğimiz kitabı bulma sıkıntısı yaşamadık. Dünyada yayınlanan bir filme hemen gidiverdik. Yol kapandı diye bir yere gidememe gibi bir sıkıntıyı pek yaşamadık. Alışverişte birçok seçeneğimiz oldu. Kız Kulesini, boğazı istediğimiz zaman izleme şansını yakaladık. Yapamazsın diyor arkadaşlarım, sen yaşayamazsın o şehirde, burada doğdun, büyüdün, her şeyin burada diyorlar.

Bilmiyorlar halbuki, bundan sonraki istediğimiz şeyin: Az insan, çok huzur olduğunu…

Saygılarımla…