Giresun Kemençesi Ünlü Şahsiyetler

Piçoğlu Osman: TRT İlk Sansürü Ona Uyguladı

Kemençe ve Karadeniz müziği dense aklımıza kimler gelmez ki. Kazım Koyuncu, Volkan Konak, Kamil Sönmez, Erkan Ocaklı, İsmail Türüt ve popüler olmuş bir çok ismi ezbere sıralarız. Karadeniz müziğinin kimi efkar yüklü kimi eğlendiren coşturan türkülerini de artık çoğumuz biliyoruz.

Bundan çok uzun yıllar önce şehr-i Giresun’un Görele kazasına bağlı Daylı köyünde İsmail’den olma Esma’dan doğma bir çocuk dünyaya gelir. Babası adını Osman verir, Sene 1901. 20. Yüzyıl bütün ihtişamı ile kıtaları ve bütün kültürleri etkilemek için sabırsızca kapıları aralamaktadır.  Genç bir delikanlı olan Osman çocukluk yıllarında anne ve babasını hastalık sonucu kaybeder ve yetim kalır. Osmanlı devletinde İstanbul ve büyük vilayetler haricinde her yer büyük bir sessizlik ve unutulmuşluk içerisinde yaşam çarkını döndürmektedir. Osman bu sessizlik ve unutulmuşluk içerisinde keçi çobanlığı yaparak yetimliğin verdiği ağır yükü omuzlamaya çalışarak hayata tutunur. Yanında çalıştığı ve dönemin ünlü kemençe üstadı Halil Kodalak nam-ı diğer Karaman ağa kemençe hakkında bildiği her şeyi öğretir. Ancak sadece kendi ustasından öğrenmiş olduğu “Tuzcuoğlu Horon havası”nı kendine saklar ki, her gittiği meclisin en çok rağbet gören mahalli türküsüdür. Osman hem Halil Kodalak’ın keçilerini güder, hemde Kemençe çalmanın bütün inceliklerini ve en eski usulleri öğrenerek Giresun çevresinde ustasının peşi sıra hatırı sayılan bir kemençeci olur. Nerede keçi çobanı Osman, nerede her meclisin her düğünün baş misafiri Kemençeci Osman.

Kemençesi ile birlikte görmüş olduğu saygı ve hürmet çok hoşuna gitmiş olmalı ki, ustasından kemençe ve türküler hakkında her şeyi öğrenmek konusunda pek sabırsızdır. Ne kadar diretip yalvardıysa da Ustası Karaman Ağa “Tuzcuoğlu Horon Havası”nı kendisine saklamakta  ve ustasının hatırasını gözü gibi korumaktadır. Karaman Ağa, Osman’ın bulunduğu ortamlarda hiçbir şekilde bu havayı çalmaz. Osman, Karadeniz inadı ve ince zekası ile arkadaşlarından bu konuda yardım ister.

Bir gün 3-4 kişi Halil Kodalak’ın yolunu keser ve “Karaman Ağa, şurada iki soluklan, Tuzcuoğlu horon havasını vur da horona duralım” der. Kodalak, bir sağa bakar bir sola, Osman’ı göremez. Uşakların türkü istemesi de hoşuna gitmiştir. Alır kemençeyi eline başlar at kılından yapılma yayı kemençenin tellerine sürtmeye. Dağların sisine el verir kemençeden yayılan efkar yüklü ses. Karaman Ağa çalar ya, o çalarken çöktüğü duvar dibinin hemen arkasındaki Osman’da elinde kemençe ile ustasının çalışını taklit eder ve gayda usulünü öğrenir. Ama heyecandan duramaz ve oracıkta öğrendiği havayı çalmaya başlar. Bunu duyan Halil Kodalak sesin geldiği duvarın arkasına bakınca elinde kemençesi ile “Tuzcuoğlu Horon havasını” çalan Osman’ı görür ve küfürü basar. “Ula pic’in oğli her boki yedunda tuzci’ninkimi kaldu” deyip tabancasına davranır. Kodalak tabancasının tetiğine de dokunur ama tutukluk yapan tabanca ateş almaz ve böylece Osman kurtulmuş olur.

Bu olayı izleyen arkadaşları ertesi gün olayı köy kahvesinde anlatırlar  ve herkes hikayeyi öğrenir.  Osman’a şaka ile “ula Pic’in Oğli Osman” diye takılırlar. Kodalak zaman sonra affeder etmesine de bir kere yapışmıştır lakap Osman’ın üzerine. Kemençeci Osman Gökçe olur Picoğlu Osman. İsmini taşıdığı Osmanlı Devleti tarihin sayfaları arasına karışırken Osman Gökçe nam-ı diğer Picoğlu Osman’da bütün karadeniz bölgesinin en beğenilen Kemençe üstadı olup çıkmıştır. Rivayete göre Mustafa Kemal Paşanın 1924 yılında Trabzon’a yaptığı gezi sırasında kemençe çalmış ve takdirini kazanmıştır.

Muzip dili, atma türkülerdeki ustalığı ve kemençe çalışındaki ustalık kısa zamanda ününü bölge dışına taşırır.  TRT Yurttan sesler Korosunun kurucusu Muzaffer Sarısözen; Karadeniz gezisi sırasında onunla karşılaşır ve kemençe tekniğine hayran olur. Picoğlu Osman’ı Ankara’ya kayıt yapmaya davet eder. Picoğlu Osman bu davete uyarak Ankara’ya gider. Radyo programlarına çıkar ve Sarısözen’in desteği ile birkaç Plak doldurur. Ankara’da çok uzun süre kalamaz ve Giresun’a geri döner. Osman Picoğlu Karadeniz türkülerinin TRT repertuarına alınarak geleceğe aktarılması konusunda büyük hizmetler vermiştir.  Muzip kişiliği ile bilinen Picoğlu Osman Cumhuriyet döneminin Halk müziği konusunda bir elin beş parmağını geçmez isminden biri olmakla birlikte günümüzde çok fazla tanınmaması büyük bir eksikliktir. Aşık Veysel’in sazı ne ise Picoğlu Osman’ın kemençesi de odur. Picoğlu Osmanın Ankara Radyosunda kayda alınmış türkülerinin başlıcaları;

  1. Giresun Eşref Bey Ağıdı
  2. Trabzon Kahya Havası
  3. Tamzaranın üzümü
  4. Giresun Karşılaması
  5. Romika Horon
  6. Trabzon Şarkısı “Fadime”
  7. Trabzon Ören Havası

İçinde siyasi göndermelerinde bulunduğu Trabzon Kahya havasının sözleri, büyük ustanın başını ağrıtmasa da bazı tarihçiler türkünün sözlerinden yola çıkarak Ali Şükrü Bey- Osman Ağa- Yahya Kaptan sorununa ışık tutmaya çalışırlar. Türkünün sözleri şöyledir.

“Trabzon’dan çıktı uzun yazılar
Asker vurdu beni,yarem sızılar
Ah,evde ağlaşıyor körpe kuzular
Okuyun Fatiha Kahya ruhuna!

Çömlekçi’den çıktım, başım selamet
Kostaki’ye vardım, koptu kıyamet
Ah çocuklarım olsun Hak’ka emanet
Okuyun Fatiha Kahya ruhuna!

Arkadaşlar der ki, “Ne oldu size?”
Şimdi anladım,vurgun var bize
Makine içersinde kan çıktı dize
Okuyun Fatiha Kahya ruhuna!

Giresun yöresinde oldukça meşhur olan başka bir türkü olan “Giresun Eşref Bey Türküsü” sözlerinde de yörece bilinen bir aşk hikayesini ve arkadaşı tarafından ihanete uğrayan Eşref Bey in hikayesini işlemiştir.

“Giresun üstünde vapur bağrıyor,
Eşref’in yarasını doktor sarıyor.
Eşref’in annesi yanmış ağlıyor.
Atma Hakkı atma,pişman olursun,
Gedikalizadelere anam hasım olursun.

Pazarsu dereleri bir ufak dere
Eşref’i vurdular anam nafile yere.

Nafile nafile o da nafile,
Cenazeni koydular otomofile
Giresun’da dostum var,o da nafile.

Atma Hakkı atma pişman olursun,
Giresun gençlerine anam düşman olursun,
Attığın kurşundan sen utanırsın.
(Yaşa Giresun yaşşaaa!…)

Camlı Sokak paketini atlayamadım,
Hakkı düşman olmuş anam anlayamadım.

Atma Hakkı atma,pişman olursun,
Giresun gençlerine anam hasım olursun,
Attığın mermiden sen utanırsin.”

TRT Radyosu döneminde bu türkü söylenmeden geçilen  anonslarda Osman Picoğlu’nun soy adı, kötü bir anlayışa sebep vermemek adına “Bicioğlu Osman tarafından Giresun Eşref Bey Türküsü” olarak anons edilirmiş. Sanırım bu dönüştürme o dönem için kötü niyet taşımasa da bir sanatçı için uygulanan ilk sansür olsa gerektir.

Karşılaştığı pek çok olay karşısında hemen kemençesine davranıp atma türkü tutturan Picoğlu Osman, ömrünün son yıllarını Giresun’un Görele ilçesinde geçirmeye başlamıştır.  Hastalığı bu dönemde ilerler. Tedavi olması için rivayete göre İsmet Paşa tarafından İstanbul’a davet edilir. 1940lı yıllarda Karadeniz’de en yaygın yolcu taşıma aracı gemiler olduğu için İstanbul vapuru beklenir. Picoğlu Osman Görele açıklarından yolcu vapuruna biner . Büyük bir kalabalık uğurlamıştır Kemençenin efsanesini. Picoğlu Osman’ı tanıyan gemi çalışanlarından “Deli Bahtiyar” birinci mevkiide ağırlar ve büyük hürmet gösterir. Gemi Zonguldak açıklarına yaklaştığında durumu kötüleşir ve kemençesini ister. Kemençesi gelir gelmez, başlar bir atma türkü tutturmaya.

“Kestim barmacuğumu

  Kanım akiyu kanım

  Zonguldağın üstüne

  Canım çikiyu canım”

Atma türküyü söyledikten sonra durumu iyice kötüleşir ve  31 Mayıs 1946 günü dolu dolu yaşadığı hayata gözlerini kapar. Geminin seren direğine  gemide cenaze olduğunu belirten “sahil sıhhiye flaması” çekilir. Rivayete göre Zonguldak Limanında cenazeyi sıhhiye görevlileri almak ister ama kaptan ve Deli Bahtiyar izin vermez. Yolcu gemisi İstanbul rotasına devam eder ve İstanbul’a da haber verilir. Sirkeci limanına baştan kara yaklaşan gemiyi büyük bir kalabalık karşılar ve o sırada denizde bulunan gemilerde düdükleri ile Picoğlu Osman’ı son bir kez selamlar. Ölümünden 5 gün sonra 4 Haziran 1946 günü Kulaksız mezarlığına defnedilir. 2005 Yılında İstanbul’da yaşayan Giresunlu bir aile tarafından kabri yenilenir. Hakkında bir çok araştırma ve kitap yazılmış olup, hayatı ve yaşamı hakkında bir çok efsane anlatılmaktadır. Kemençe tarzını ve atma türkü yeteneğini devam ettiren hem öğrencisi hem akrabası olan Mehmet Sırrı Öztürk, Picoğlu ekolünü devam ettiren yegane kişidir.

Piçoğlu Osman’ı gene kendi atma türkülerinden biri ile yad etmek gerekir. Hastalığı daha ilerlemediği dönemlerde muayene olmak için gittiği bir doktorla konuşurken tuttuğu atma türküde;

“Soğuk soğuk sulardan
İçtik ufağım içtik
Ağladı da dedi ki;
Bu dünyadan bizde geçtik”

Bu yazı 5 KASIM 2014 tarihinde www.okurvegezer.com sitesinde de yayınlanmıştır.