Giresunum Sorunlar

Karadeniz Sahil Yolunun Doğadan Alıp Götürdükleri!

“Mavi ile yeşilin buluştuğu yerdir; Karadeniz” olarak söze başlanır ya hani, o maviyle yeşilin arasından koca bir otoyolun geçtiğini göz ardı ederiz hep. Yapılan bu otoyolla neleri feda ettiğimizi hep görmezden geliriz. Rant uğruna yapılan bu yolun sebep olduğu tahribat ve yıkımları düşünmek bile istemeyiz.

Sahillerimizin ve kıyı etkinliklerimizin olmayışından yakınırız ya hep, güzel ilimiz Giresun’un kıyı turizmi, sahilleri ve plajları bu yıkıma kurban gitmiştir. Denize girebileceğimiz plajlarımız bile sınırlıdır artık. Halkın denizle bağlantısı kesilmiştir çünkü. Bu sebeple bilinçsizce kıyılardan denize girilmesi birçok boğulma olaylarına da sahne olmuştur. Ayrıca denizin taşlarla doldurulması denizde yaşayan birçok canlı türünün doğal yaşamının bozulmasına da neden olmuş ekolojik denge altüst olmuştur.

Peki, neden engelleyemedik bu tahribatı? Engelleyemeye çalışmadık mı? Elbette engellemeye çalıştık. Karadeniz insanı bu katliama dur demek istemiş ancak halkın tepkilerine duyarsız kalınmış.

Günümüzde sahilleri ve yeşilliği korunan Karadeniz ili Ordu bu tahribatı yarasız olarak atlatmıştır. Bunda da elbette halkın bir bütün içinde yaptıkları protestolar, açtıkları davalar zor da olsa işe yaramıştır.

Karadeniz sahil yolu bazı çevrelerce olumlu karşılanmış. Çünkü halk bu yolu kendilerine yapılan bir hizmet olarak algılamış. Ancak yapılan tahribatı görünce hayal kırıklığına uğramışlar. Sahile inmek istemişler sahil yok. Denize girmek istemişler plaj yok. Balık tutmak istemişler doğru düzgün kıyıları bile yok. Kıyılar hep taşlarla doldurulmuştur artık. Karadeniz’in en ünlü denizcilik faaliyeti olan balıkçılık zamanla yok olmaya başlamıştır.

Giresun’un ilçelerine baktığımızda koca yolun ortasında az sayıda üst geçidin olması halka zor anlar yaşatmaktadır. Bu durumda insanlar yolun karşısına geçmek için ya canlarını tehlikeye atacaklar ya da ilçenin bir ucunda olan üst geçide yürümek zorunda kalacaklar.

Yapılan bu yolda kullanılan malzemelerin oldukça kalitesiz ve ucuza kaçıldığının örnekleri de mevcuttur. Artvin-Hopa yolunda denizde dalgaların 10 metreyi bulması sonucu dalgaların istinat duvarını yıkarak yolun çökmesine neden olduğu gözle görülür bir örnektir.

Karadeniz Sahil Yolunun yapımı ayrıca trafik ve kısıtlı alan sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Kent içi yollarda trafik sorunları daha da artmaya başlamıştır. Kentsel yapı yetersiz kalmış, çirkin yapılaşma çoğalmıştır. Bu projenin şehir planmasına uygun olmadığı da açıkça ortadadır.

Bu yolun yapımına karşı çıkan bir takım bilim insanları alternatif proje üretmişler. Ancak onlarında yoluna taş konulmuş. “Hizmete engel olmak isteyen insanlar” olarak anılmışlar ve projelerini hayata geçirmelerine engel olmuşlardır.

Bu tahribat günümüzde hala sel ve heyelana neden olmaktadır. Özellikle yaz aylarında sel baskınları daha sık yaşanmaya başlanmıştır. Örnek verdiğimizde Temmuz 2009 Giresun sel baskını göz ardı edilmemelidir. Ayrıca yağışlar sahil yolunu da ulaşıma kapatmıştır. Bu selden sonra Giresun afet bölgesi ilan edilmişti. Ancak bu ilanın üzerinden bir gün geçmesine rağmen dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanı böyle bir ilanın söz konusu olmadığını ve yanlış anlaşıldığını açıklamıştı. Böylelikle halka verilen söz bir kez daha görmezden gelinmişti.

Karadeniz Sahil Yolu (D010), Samsun’dan Sarp’a kadar uzanan 542 km’lik sahil yoludur. Yapımından bitimine kadar tüm tabiatı feda ettiğimiz ve etmeye devam ettiğimiz bu yol sadece Giresun’un değil tüm Karadeniz’in alnına sürülen bir leke olarak tarihe geçmiştir. Şimdi ki politikacılar bu lekeyle övünür oldular.
Bu blog için yazdığım ilkyazımda tamamen kendi şahsi fikirlerimi ve yorumlarımı kullanmak istedim. Karadeniz’e ve doğaya verilmeyen değerin ulaştığı boyutlara dikkatleri çekmek istedim. Her sene sadece yaz aylarında gelebildiğim güzel memleketim Giresun’un bu duruma getirilmesi beni ve yakınlarımı derinden üzmeye başladı. Giresun Kalesi’ne her çıktığımda manzaradan çok bu yol gözüme çarpar oldu. Hep düşünürüm bu proje hatasından bir gün geri dönülebilir mi diye? Ama artık çok geç…
Şimdilerde Hidroelektrik santralleriyle doğa katliamına başladırlar. Tek derelerimiz kalmıştı elimizde onu da bu santralle bizden almaya çalışmaktalar. Derelerimiz kurumaya yüz tutmuştur. Bu hususta bizlere düşen görev birlik ve beraberlik içinde bu sorunları aşmaya çalışmak, deniz ve yeşilliklerimizden sonra derelerimize de el atmalarını engellemektir. Ve bir gün bu konuda başarabileceğimizi inanıyorum ya da inanmak istiyorum. Kim bilir belki de Karadeniz Sahil Yolu yapımında engel olamadığımız tahribata ve kıyımlara bu sefer engel olabiliriz.

Ege ve Akdeniz kıyılarına verilen değerin gün gelir Karadeniz’e de verilir umuduyla…