Güce HES Projeleri

(H)eba (E)dilen (S)anat!

Hidrolik enerji, suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülmesiyle sağlanan bir enerjidir. Suyun üst seviyelerden alt seviyelere düşürülmesiyle açığa çıkan enerji, türbinlerin dönmesini sağlamakta ve elektrik enerjisi üretilmektedir. Hidrolik potansiyel yağış potansiyeli ile doğru orantılıdır. Elektrik üretimi amacıyla inşa edilen hidroelektrik santrallerinin ekonomiye yararı birçok kişi tarafında bilinmektedir.

Ülkemizde de özellikle Karadeniz Bölgesi hidrolik potansiyel açışından çok elverişlidir. Meteoroloji uzmanlarına göre ülkemizde Rize’den sonra en çok yağış alan ilimiz Giresun’dur. Yaklaşık 17 dere ve ırmağın bulunduğu bu doğa harikası şehir elektrik üretimi açısından gayet elverişli durumdadır. Giresun’da faaliyet gösteren ve henüz inşaat halinde olan toplam 97 adet HES bulunmaktadır. Bunların 11 tanesi aktif durumdadır. 97 adet HES’in faaliyete geçmesi durumda 1700 megavatlık bir elektrik üretimi olacağı uzmanlar tarafından bildirilmiştir. Tabi şuan komplo teorisi olan ileride çıkabilecek su savaşlarına da iyi bir hazırlık gibi görünmektedir bu barajlar. Her şey mükemmel değil mi? Paranın insanoğluna yaptıramayacağı şey yok cidden.

Peki ya her şey para mı? Yukarıda anlattıklarım pozitif yönleriydi. Gelelim karşılaşabileceğimiz olumsuzluklara. Baraj inşaatı sırasında büyük bir alanda kesilen ağaçlar zaten erozyonun çok olduğu bu bölgede tahribatın artmasını kolaylaştırmaktadır. Bu da kesilenden daha fazla ağacın yok olması demektir. Ayrıca su kaynağına ulaşarak burada yumurta bırakan kırmızı benekli alabalıklar neredeyse yok olma noktasına gelmişlerdir. Bir su ürünleri mühendisi olarak yerinde incelediğim birkaç barajda ne bir balık geçidi ne de bir balık asansörü göremedim. Üreyemeyen her tür yok olur hepimizin bildiği gibi. Bir tür yok olursa zincirin halkası kopar ve diğer türler (biz de dahil) olumsuz yönde etkilenir.

Bir de yayla kültürü vardır bizde. Oba derler. Sıcak yaz aylarında serinlemek için en güzel yerlerdir buralar. Güneş derinizi soyana kadar yakar, terlemezsiniz çünkü nem yoktur. Her yerinden buz gibi sular çıkar. Ağzınız uyuşana kadar kana kana içersiniz. Bedavadır, sağlıklıdır, temizdir. Şenlikler yapılır, etler kavrulur, kemençeler çalıp kocaman bir horon halkasında topuk çimeni dövülür her vuruşta. Benim de bir obam var. Güce ilçesinin eski adı Aladere, şimdiki adı Gürağaç olan köyünün adı Aladereçamı olan obası.  Tam altına bir baraj yaptılar şimdi. Önceden bedava olan suyu şimdi parayla içemiyoruz. Neden mi? Çünkü hepsi baraja bağlandı. Yeraltı suları da dahil. Bu arada hala elektrik de yok benim obamda. Elektrik gelecek, yollarınız asfalt olacak dediler. Böyle kandırdılar halkımı (Yaylalarda elektrik ve asfalt yola da karşıyım bu arada). En önemli etkilerden biri olan iklim değişikliğini de yazmadan geçemeyeceğim. Büyük su kütleleri bölgelerin iklim koşullarını belirleyen etkenlerden biridir. Deniz, göl, baraj bulunan bölgelerde genellikle ılıman iklim hakim olur. Kışın hava geç soğuyup, yazın geç ısınır. Yani artık yaylalarımızda terleyeceğiz. Hatta kışın bile çıkabileceğiz, meyveler yetiştirebileceğiz. Kısacası bu kültürümüz de elimizden alındı.

Bu konu hakkında buraya yazabileceğim çok şey var aslında ama ilk yazımda okuyucuyu da sıkmak istemem. Size önerim bir doğa gezisine çıkın. Şöyle yeşili bol, kuş sesleriyle böcek seslerinin birbirine karıştığı bir yere. Neyseki hala var böyle yerler az da olsa. Sonra cebinizden bir para çıkarın. Önce paraya sonra doğaya bakın. Derin bir nefes alın bol oksijenlisinden. Sonra o oksijeni cebinizdeki parayla satın alıp alamayacağınız düşünün. Ağaçlar bunu size bedava veriyor. Düşünürken bunu da unutmayın…

Giresun Blog satılıyor, yeni sahibini arıyor!Bilgi Alın
+