Şehir Efsaneleri Ünlü Şahsiyetler

Giresun’da Bir Kral: Mitridates

Yazan: Giresun Blog
Bu sitedeki içerikler Gönüllü Giresun Blog yazarları tarafından hazırlanmaktadır. İçerikten dolayı giresunblog.com sorumlu tutulamaz. Siz de buraya tıklayarak Giresun Blog'da gönüllü yazar olabilirsiniz.

Merhaba Giresun Blog okurları… Bu benim burada ilk yazım olacağından, söze neresinden başlamak gerektiği hakkında biraz düşünmek zorunda kaldım. Usül, söze başından başlamak olsa da; ben, ilk yazımda yereli genele sunan bir konu yazmayı düşündüğümden bu defa söze her hangi bir yerinden, belkide ortasından başlamayı seçtim. (Giresun, kültürel açıdan zengin bir şehir olmasına rağmen, bu zenginliklerini ortaya çıkaramamış talihsiz bir şehir aynı zamanda. Aslında buna talihsizlik demek de pek doğru değil. Eğer Giresun, kültürel zenginliklerini sunmakta kısırlık çekmiş ve çekiyor ise, bu Giresun’un değil Giresunlu’nun eksikliğidir. Burası ayrı mesele, bu konuyu şimdilik burada bırakıyorum.) İlk yazımda Giresun’a ait olan, Giresun’dan olan bir bilinmeyeni yazmak istedim. Giresun’un olan bir şeyi Giresunlulara sunmak istedim. Burada yazmaya devam ettiğim sürece, hiçbir zaman klişe siyaset yazıları veya ”akıl salık etmek” üzere kurulu kısır sızlanma eleştirileri yazmayacağım. Dilimin döndüğünce memleketimizin (Giresun) kültür ve sanat tellerine, yine kendimce ve haddimce dokunmak tasası taşıyorum. Umarım bu sözlerimin altında kalmam. Hadi bismillah…

Doğu Giresun ve Gedikkaya

Doğu Giresun ve Gedikkaya

Eski, çok eski dramatik bir öyküyü paylaşmak istiyorum… Mitridates desem, sizde bir ifadesi, çağrışımı veya hatırımı olur mu? Muhtemelen cevabınız; ”Hayır” oldu. Ama örneğin; herhangi bir Vanlı’ya ”Ah Tamara” deseniz, size anlatabileceği dolu dolu içli bir hikayesi olacaktır. Üstelik gizliden böbürlenerek anlatacaktır haklı olarak. Çünkü kendindendir, çünkü şehrindendir, çünkü şehrinin tarihindendir ve de sahiplenmiştir. Sahiplenebilmiştir, çünkü haberdardır.

İlginizi çekebilir:  Hasan Ali Yücel: Modern Türkiye'nin Aydın Öncüsü

Peki I. Mitridat Ktistes? Giresunspor’un yeni transfer ettiği bir yabancı oyuncu değil elbette. Bilenlerin affına sığınarak, bilmeyen hemşehrilerime Giresun’un kaybolmuş bu tarihi öyküsünden kısaca bahsederek, yeniden kültürümüze kazandırılması yolunda küçük bir katkım olmasını umuyorum. Mitridates zamanının ve bölgesinin en kudretli kralı. M.Ö. Giresun ve çevresinde yaşamış ve Pontus’un kurucusu. Daha sonra aynı adı ve sanı taşıyan krallar olmuştur Anadolu’da. Ama hiçbiri bir gece Aretias’ı gazabı ile kavurup kurutacak kadar zalim olmamıştır. Öyküye gelince…

Giresun Adası

Giresun Adası

Zalim Kral Mitridates’in güzel bir kızı vardır. Güzeldir ama güzelliği kadar da yalındır, alçakgönüllüdür. Başına aldığı bir sevdası vardır. Sevdası da kendi kadar mütevazıdır. Gönlünü sarayının çobanına kaptırmıştır. Çoban da bu güzel kral kızına. Buluşurlar gizliden gizliden, konuşurlar, koklaşırlar, sarılırlar… Zaman olur, gizli açığa çıkar. Kral Mitridates bu sevdayı öğrenir. Hiç sormaz, sorgulamaz; çobanı Aretias (Giresun Adası) da kiraz ağacına astırarak öldürtür. Kızı olayı duyunca acısından aklını yitirir, ruhunu eskitir. Kısa bir süre sonra kız da ölür. Bu olaylardan kısa bir süre sonra ağır bir hastalığa tutulur Kral Mitridates. Yatağa düşmüştür. Aretias Adası’nda (Giresun Adası) kendisi için hazırlanan gösterişli bakım sarayında uzun yıllar büyük acılar çeker. Öyle ki, inilti ve feryatları Giresun’un yaylalarından bile duyulmuştur. Uzun ve şiddetli ağrılar içinde ölür. Halk, kralın ”sevda ahı” aldığına, çobanın ruhunun adada hala dolaştığına inanır…

Giresun Adası

Giresun Adası

Mitridates’in ruhu da her gece oradadır ve hala acılar içinde kıvranmaktadır. Bu inanış dilden dile günümüze kadar gelmiştir. Çocukken babannemden sayısızca dinlediğim bu hikayeyi, daha kaç çocuk dinledi büyüklerinden bilmiyorum. Bu yazıyı, bu hikayeyi dinleyenlerle değil de, dinlemeyenlerle paylaşmak istediğimi ve Giresun kültürünün bir parçası olarak yapışıp kalmasını umduğumu belirmiştim zaten. Bu ”Merhaba yazımı” Mitridates şiiri ile noktalamak istiyorum. Umarım güzel şehrimizin köklü kültürel parıltıları ile başka yazılarda buluşuruz.

Ağlamamış Kıvır kıvır kıvranmış
Sızlanmış içten içe
Kepaze bir ölünün rengi varmış yüzünde
Kıvrık günahkar çizgileriyle
Depreştikçe iblisleşen yüzünde.
Adını sormuşlar, bilememiş
Titremiş dudakları da ’Bir yudum su’ diyememiş
Geceler çökmüş üstüne
Gecelerce çökmüş içine
Kralmış ama,
Bir sevdanın kitabını dürememiş
Hangi gönlün ahını aldın Mitridates
Tanrı çobanı korumaz mı sandın Mitridates
Kiraz ağacına bir sevda astın Mitridates
Karadeniz sularına acı yaktın Mitridates
Çocukken dinlediğim bu buruk hikayenin
Bir de bedduası vardı dudaklardan dökülen
’Kanın içine aksın andır kalasıca’
O zamandan beridir her gece bir uğultu gelir Aretias’tan
Bir haykırış
Sevdası yüreğinde kalmış çepniler duyar yalnız.
Yatağında doğrulur kulak kesilir
Canikli kızlar ve delikanlılar
Anlarlar ki
Çettüğüm olmuş bir sevda hala yaşıyor
Ve hala Mitridates kıvranıyor.
Dudaklar kımıldar yavaşça:
’’Kanın içine aksın andır kalasıca’’

Yorum yaparak bu yazıdaki tartışmaya katılın