Kültürüm Röportajlar Tarihi Mekanlar

Giresun köylerinde tarihi bir ev

Yazan: Fatma Geçer
Bu sitedeki içerikler Gönüllü Giresun Blog yazarları tarafından hazırlanmaktadır. İçerikten dolayı giresunblog.com sorumlu tutulamaz. Siz de buraya tıklayarak Giresun Blog'da gönüllü yazar olabilirsiniz.

Sahafzade’nin alın terletenlerinden biri olarak geçmişten günümüze yansıyan kültürel küllerin yeniden yaşama aktığı bir evin sesine kulak vereceğim. Kendi kültür kodlarından doğan 700 yıllık Osmanlı – Türk modeli tarihi evlerden birinin oluşum aynasına bakmadan önce şahsıma ait, ‘kültür’ ne manaya gelir onu yazıya dökeyim. Toprak Ana’nın liderliğinde doğa’nın yadsınamaz varlığına, toplum çatısından ferdi düşünceye varan, varmışken yerleşen ve iz bırakan bütüne KÜLTÜR denir. Yapay süslerle karartılmış gözlerimizi, Alperen Şeyh Keramettin’in memleketi Boztekke Köyü’ne çevirdik ve misafir olarak başlayan bir düşünceyi gerçeğin merkezine Osmanlı – Türk Modeli İlyasoğlu Evi olarak yerleşmesinin yolculuğunda bizi karşılayan ilk isim Yapı Kooperatifler Birliği Başkanı ve Mali Müşavir İbrahim İlyasoğlu oldu. Sayın İlyasoğlu; Okumanın, gezip görmenin, gözlemlemenin önemine vurgu yaparak 2010 yılında tamamlanmış olan evin, yaşamına katılım sürecini şöyle anlatıyor:

‘’Tarihime ve kültürümüze uygun ne üretebilirim nasıl hizmet ederim sorularımın yanıtını 5 yıla yakın bir süre düşünce de tasarlayıp, ardından hayata aktardım. Vahşi kapitalist sisteminden kurtulamamış insanlara bazı şeyleri ifade etmek çok zordur. Ev projesini nedense sürekli anlatmak ihtiyacı hissettim. Çevremi de psikolojik olarak esere ortak ve hazır etmek istedim. Amasya, Niksar, Beypazarı, Safranbolu, Kınalıkızık (Bursa), Azerbaycan, Batı Trakya, Selanik ve Bosna gibi yerlerde yaptığım incelemelerimden, araştırmalarımdan ayrıca çektiğim resimlerden ve araştırmacı tarihçi Mehmet Fatsa’dan yararlandım. Çin, Babil, Osmanlı, Hint, Endülüs, Roma, Mısır gibi uygarlıkları okuyarak (Cemil Meriç’ten çok etkilendim) ve eski mimar ile sanat tarihçilerimizin de görüşlerini aldım. En sonunda araştırdığım evlerin Zeytinlik Evlerinin benzeri olduğunu gördüm. Bunun üzerine Mimar Muharrem Öztürk ile çalışmaya başladım. Projenin bitirilmesinden sonra bu eve isim verme ihtiyacı hissettim. Bir gün sanat ağırlıklı olan TRT 2’de belgesel olarak evler tanıtılıyordu ve orada geçen ‘’700 yıllık Osmanlı-Türk Modeli Tarihi Evler’’ ifadesini hafızamdan gerçek yaşamıma dâhil ettim.

Dış ahşaplarını en kaliteli olan Sedir Ağacından yaptırdım. Bu konu da Tanrıverdi Ağaç Ltd. Şti. umduğumdan daha güzel iş çıkardı. Evin üst tavan modeli Selanik Ev modelinden yapılmış olup, çatısının çinko olması hususunda ustaların ısrar etmesine rağmen mimarımızın da teşvikiyle kiremit yaptım. Ayrıca binanın su basmanın cephesine kapladığımız doğal taşı, bütün Türkiye’yi araştırarak en sonunda Piraziz’de buldum. İklim şartlarına gayet uygun olan evin, tuvalet, banyo ve mutfak bölümü bugüne uyarlanmıştır. Sanat dokusuna uygun Serender ile fırın da yaptırarak 3’lü bir görüntü oluşturdum. Evin yapımı bittikten sonraki süreçlerde, tarihi filmlerin bu gibi evlerde çekildiğini bildiğimden bir gün eşime ‘’Tarihi bir film çekilmek isteniliyor evimizde’’ diyerek latife ettim.  Kültür ve tarihimizin dokusunu korumak amacı ile yaşadığım bu süreçte ev yapacaklara örnek olmak istedim. Toplumsal bir hastalığımız var. Avrupa’daki, Amerika’daki ev projelerinin fotokopileri alınıp uygulanırken bunlarla övünülüyor. Hâlbuki bizim tarihi ev modellerimizin hepsinin üstünde olduğunu düşünüyorum. Batıyı gördükten sonra uygarlığın gücünün kültürüne sahip çıkmak olduğunu anladım. Devlet, tarihi yapıları 10-15 yıldır kayıt altına alarak korumaya almıştır. Bundan sonra ki projemiz; Dedelerimizden yadigâr, 300-350 yıllık, tamamen doğal ahşaptan yapılmış, çivisiz, yanında Serender ve fırın bulunan bir evin 3’lü olarak koruma yapım çalışmasıdır. Turizm Müdürlüğü’nden de koruma garantisi alarak, eskiye ait eşyalarla Melikli Arkeoloji Müzesi’ne çevirmek düşüncesindeyiz’’ diyen İlyasoğlu’na veda ederken, geçmişin geçememişliğini yansıtan ufak bir anılar gelgitliğini yaşadım. Çaldağ’ın dibinden kara lastiklerle yetişmiş, köy ilkokuluna varabilmek için kamyon üstlerine minicik elleriyle tutunan, Atatürk Ortaokulu, derken Ticaret Lisesi ve Gazi Üniversitesi yıllarını yaşayan Sayın İbrahim İlyasoğlu’na, köylüsü olarak teşekkür ederim.

İlginizi çekebilir:  Giresun Vapuru kalkıyor...

Çarpık kentleşmeden sonra kırsal kesimde nasibini alarak çirkin yapılar türemiştir. Kendi yangınımızda yürürken yosunlaşmaya yüz tutmuş değerlerimiz yeraltından bir Kardelen misali 2010 yılında “Osmanlı-Türk Modeli İlyasoğlu Evi” olarak çıkagelmiştir. Katkısı bulunan tüm ellere, fikirleri geçen tüm beyinlere özellikle Kültür Bekçilerinden Sayın İlyasoğlu’na, kapılarını bizlere açtıkları için tekrar teşekkür ederiz.

Yorum yaparak bu yazıdaki tartışmaya katılın

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: